Yarın çok geç olacak...


‘’titredim efendim seni andım dün gece ...bir gülün kokusunda seni
duydum dün gece ‘’ diyordu şarkı...basamakları tırmanırken sen...


korkar gibiydin meyhanenin salaş merdivenlerini tırmanan
bacaklarından...hemen sol köşedeki derme çatma masada bekleyen
anıya borcun olduğundan...pek farkında değildi ha kırıldı ha kırılacak masa
dağınık bir ağıt gibi sürüklenmenden...kederli ve korkak olmak
neden....gidip oturmak varken o masaya yeniden....öpmek anıların
alnından yankılanıp çoğalmak uzun bir uykudan uyanır gibi...


‘’biliyordum geleceğini bekliyordum yıllardır seni...’’ der gibiydi
masa.....oturduğun başka bir masadan gözün kaydı kayıp
anılara...masaya sevgiyle baktın...seni çağırana gitmemek
olmazdı...usulca kenarına yanaştın.....üzerinde nice kazılmış yazı canını
yaksa da özlerdi gidenlerini gözleri kapıda...

‘’merhaba sevgili dost...en son onunla gelmiştik sana...bak hemen
şuradaki onun bana yazdığıydı.../aşkım sana geldim /...bak hala yanında
duruyor benim yazdığım kazıdığım canını yaktığım senin.../ aşkım bir
ömür bana gel /...’’

adam yorgun bacaklarını toparlarken sürdürdü masayla konuşmasını...’’
nerede şimdi o...biliyor musun...hiç uğradı mı benden sonra ‘’....bir yandan
masaya kazınmış yazıları tarıyordu gözleri...sustu masa...’’ çoğalacak
mısın bilsen ‘’ diye iç geçirdi ...


bacakları bedeninden ayrılmak üzere olan masayı sırtlandı adam
dermansız kollarıyla...şaşkın gözlerin sormayan bakışlarına aldırmadan
geceye karıştı ...hava ayaz...yürek ayaz...


soğuk denizin üzerinde bir adam donmuş bulundu ertesi sabah... tutkuyla
sarıldığı masanın üzerinde...masada son kez kazınan bir yazı ben
buradayım diye yanıyordu...

‘’yarın çok geç olacak’’.....

‘’ onun geçtiği sokaklar güller kokar dediler...ötelerden kokularla geldin
sandım dün gece ‘’ dedi ve sustu şarkı...

Azime AKBAŞ

 

 

 

 

_____ Öyle Susmak...



ne varsa diyemediği dilsizliğimin son kez vedasında... keskin ışık
yüzlü e n ö t e l e r gömüldü yer altı
mağaralarına...diyemedim...gözlerime gelen melekleri
zehirledim...zamansız öten sirenlerinde parçalanan vurgunlarımı bir
m e r c a n a d a y a uçuramadım...

çıldırdı saksıda çiçeklerim susuzluktan...içime akan suların kuruttuğu
vahalardan son bir tas su alıp sulayamadım...tir tir titrerken ve içine
doğru ağlarken b/iz cesaretle gittiğimiz hep kendimiz/e değil miyiz...

köksüzlüğünde i ç ç e k i ş l i çöküşlerin yakıp yıktığımız ısrarlı hüzün
değil miyiz...

tel örgülerin ardında kalan sevişmesiz gölgelerin parçalanmışlığını
taşır rüzgarlar ülkeden ülkeye...saçları dağınık bir kuytu sığınır
dokuduğum iklimlere...

aynalarda ölürüm...sokaklarda konuşurum kendimle...eyy koca
yalnızlık anlat bana salkım söğüt açlığın mavi boncuklu
çözülmüşlüğünü...aç pencereyi d i l i g e ç m i ş zaman k ı r k
yaşımın üzerinde hoşgöründeyim...mevsimsizliğin en büyük
uyanışındayım...u y a n m a l ı y ı m.....

derin aldanışların sabırsız kanatlarındayım...gözlerimi yakıyor
yıpranan sancılarım...gemiler ağlıyor gariban
nehirlerimde...irkiliyorum...şiirimi yakabilirim bu gece...

umut var mıdır... ha! var mıdır serseri yabanıllığım söyle...ömür
yangın mıdır kelebek kanadında...gülüşlerime eklenen sevgili dost
tütmeleri burnumda ...

ve ben giderim ısrarlı şarap ikindisi uçmalarıma...zorundayım en
güzeline koynunda huzur yatmışlığın öpülesi çocukluğun...ömrümmm
d o l u d i z g i n esrikliğim...cıvıl cıvıl güvercin
isimsizliğim...sevdiğim.....

yaz bitti...

ellerim ateş...getirin canlar soluksuzluğumu... e ş s i z bir şiir
açacağım acımasız yüzünde ömrün...nerede olduğunu biliyorum
durmalarımın...hiç ama hiç olmadığım yerdeyim...ne çok öldüm... ah!
ne çok... bilmelerdeyim...

gelemem...

tramvay gidişli d i z b o y u ağır ölümlerdeyim...istemem görmek
yabanıl uyanışları...penceresiz büyüyen çocuk ölümlerinin
dokunsam türkü tadı bir avuç susmasındayım...

öyle susmak !

hep susmak !



Azime Akbaş